Çin’in “Sessiz ve Derin” Küresel Güç Yürüyüşü

Çin’in “Sessiz ve Derin” Küresel Güç Yürüyüşü
Yayınlama: 02.02.2026 07:00
A+
A-

Dünya siyaseti genellikle yüksek sesli krizler, sert açıklamalar ve ani gerilimler üzerinden okunur. Oysa, son yılların en büyük küresel dönüşümü, manşetlere bağırarak taşınan olaylarla değil; dikkat çekmeden, tartışma üretmeden ve mümkün olduğunca düşük profille ilerleyen bir güç tarafından inşa ediliyor: Çin. Çin bugün modern tarihin en kapsamlı sanayi, teknoloji ve altyapı hamlelerinden birisini yürütürken, bunu bilinçli biçimde, ne meydan okuyan sloganlar, ne sert ideolojik çıkışlarla değil; sadece üretmek, biriktirmek, derinleşmek ve zamana yayılmış bir güç inşası ile gerçekleştiriyor. Bu yaklaşım, bir çekingenlik değil; tam tersine, yaptırım ve kuşatma risklerini geciktirerek ilerlemeyi hedefleyen yüksek hesaplı bir devlet aklının ürünü. Çin, mümkün olduğunca az dikkat çekerek kalkınmayı, mümkün olduğunca az bedel ödeyerek güçlenmeyi tercih etmekte. Bugün Avrupa’dan Kuzey Amerika’ya uzanan diplomatik temas trafiğinin hızlanması, Batı dünyasının bu sessiz yürüyüşü artık daha da yakından izlediğini göstermekte. Zira Çin’in ‘sessiz ve derinden’ yükselişi, artık küresel dengeleri doğrudan etkileyecek bir aşamaya ulaşmış durumda. Bu yükselişteki en hassas damar ise enerji güvenliği. Çin’in dev sanayi altyapısı ve kent ekonomisi büyük ölçüde dış kaynaklı petrol ve doğalgazla ayakta durmakta. Bu durum, Çin’i küresel enerji hatlarına bağımlı hale getirmekte. ABD, elbette ki, bu kırılganlığın farkında ve son yıllarda izlediği Orta Doğu ve Latin Amerika politikalarını büyük ölçüde bu eksen üzerine inşa etmekte. Venezuela’ya yönelik operasyonlar, İran’a uygulanan ağır yaptırımlar ve Körfez üzerindeki askeri baskı, yalnızca bölgesel dengelere değil, hayli öncelikli olarak, Çin’in enerji tedarik zincirine yönelik olarak da uygulanıyor. Trump yönetimi Venezuela’da şimdilik istediğini elde etmiş gözüküyor. Özellikle İran hattı, Pekin için stratejik önemde. Washington’un Tahran üzerindeki baskıyı artırması, fiilen Çin’e giden petrol akışını doğrudan sınırlandırmayı hedeflemekte. Hürmüz Boğazı’nda yaşanabilecek bir kriz ise, yalnızca Çin’i değil, Hindistan ve Doğu Asya ekonomilerini de doğrudan sarsacak bir senaryodur. Buradan geçen petrolün büyük bölümünün Asya’ya yönelmesi, bu hattı küresel enerji dinamiklerinin en hassas noktalarından birisi haline getirmekte. Bu nedenle ABD’nin İran merkezli gerilim politikası, sadece Tahran’a değil, Pekin’e yöneltilmiş stratejik bir uyarı niteliğinde. Elbette, bu sürecin bir de Moskova bacağı var. Nitekim, Rusya-Ukrayna savaşının seyri de bu denklemin bir diğer boyutu. Savaşın sona ermesi, Rus enerji ihracatı üzerindeki baskıyı belirli ölçülerde gevşetebilir. Ancak Washington’un Moskova üzerindeki ‘Çin’e enerji akışını sınırla’ yönündeki baskısı artarak devam edecektir. Sonuç olarak enerji hattı, Çin’in küresel yürüyüşündeki en büyük stratejik risk olmaya devam edecek. Çin bugün, modern tarihin en disiplinli güç inşa süreçlerinden birisini yürütmekte. Gürültü çıkarmadan, meydan okumadan, zamana yayılmış bir stratejiyle ilerlemekte. Üretim gücü, teknoloji kapasitesi ve kritik maden avantajı, Pekin’e önemli bir dayanıklılık sağlamakta. Ancak enerji bağımlılığı ve Tayvan dosyası, bu yürüyüşün en hassas fay hatları olmaya devam etmekte. Rusya’ya ve İran’a sağladığı askeri lojistik de Çin’e yönelik tepkiyi katlıyor. Bu nedenle, ABD’nin enerji hatları üzerinden kurduğu baskı, Çin’in en zayıf noktasını hedef almakta. Önümüzdeki beş yıl, Çin ‘sessiz ve derinden’ yürüyüşün kalıcı bir liderliğe mi; yoksa zorlu bir sınava mı dönüşeceğini zaman gösterecek. Şurası çok açık: Dünya, Çin’in söylediklerine değil, bence sessizce yaptıklarına daha fazla odaklanmalı.

‘Çin’e enerji akışını sınırla’

en büyük stratejik risk

REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.